Pazartesi, Ağustos 18, 2014

Mevlut Salihoğlu'nın Kaleminden Akdere Köyü Tarihi



Köye iskân (Yerleşme) tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte rivayetler ve yaşayan yaşlı kuşaklardan intikal eden bilgilere göre 350–400 sene önce iskân (yerleşildiği) edildiği tahmin edilmektedir.

Hocibat Merkezde Üç akraba iskân etmektedir. SALİHOĞLU, KARACA  ve ÇAKICI akrabalarıdır.

Hocibat’ta ilk olarak SALİHOĞLU akrabası iskân etmiştir. Nereden ve nasıl geldikleri kesin olarak bilinmemekle birlikte rivayetlere göre Oğuz soyundan Kafkasya’dan Karadeniz sahilleri Batuma göç ettikleri ve Hopa - Fındıklı (Viçe) – Ardeşen Hocibatta yerleştikleri yaşlılardan intikal eden bilgilerden bilinmektedir.

KARACA akrabası köye fırtına (abbca) deresinin karşı yamacındaki Hocibat’dan 7–8 km yukarısında bulunan Timissfatı (Köprüköy) köyünden gelip yerleşmişlerdir.

ÇAKICI akrabası ise Salihoğullarinin kızı Hatice (Mal sahibi) ile Bayırcık (Yanivat) köyündeki Ali ÇAKICI ile evlenerek İç Güvey ( Malikâne) olarak gelip yerleşmişlerdir.



Kanteva’da CİNİVİZİ (Güner), TİBÜTÇİ (Kazancı), İNCELER, BAŞKAN ve OFLU akrabaları ıskan etmektedirler. Ofluların Yukarı durak (XEMİ) köyünden geldikleri bilinmektedir. Diğer akrabaların ne zaman ve nereden geldikleri bilinmemektedir.



HOCİBAT Merkez mahallenin ilk yerleşim yeri Lazcada simdi MELEÇÖYİ (Öteki Köy) ve MOŞKVAPERİ (Kopmuş yer) olarak adlandırılan yerde olduğu yaşlılardan intikal ederek bilinmektedir.

Bu eski yerleşim yerinde tahminen 250 sene önce fırtına nedeniyle büyük bir heyelan (Toprak Kayması) olmuş ve köy halkı şimdiki yere taşınıp iskân etmiştir. Eski yerleşim yerinin ismi de Meleçöyi (Öteki Köy) ve Moşkvaperi (Kopmuş yer) olarak isimlendirilmiş ve bugünde kullanılmaktadır. Tekrar bir daha böyle sel felaketinin yaşanmamsı için Maşvaperi üstünde bulunan cini zenideki (Yukarki düzlük) LEMŞONA semtini her türlü ağaç ve çalı-çırpı kesimi köy halkı tarafından camide beddua okunarak yasaklanarak koruma altına alındığı yaşlılardan intikal ederek bilinmektedir. Bu nedenle zamanla insan giremeyecek düzeyde orman oluşmuştur. Bu ormanın ağaçlarından yararlanmak için köy halkının kararı ile Cilezenideki okul ve Karmate rubadaki köprü yapımında ağaçları kullanıldı ve maddi destek sağlamak için de değeri mukabilinde rahmetli Hasan KARACA’YA satıldı.

Eski yerleşim yerlerinde Köy merkezinde ev yapacak arsa azaldığında şimdi yeni yerleşim yeri olarak iskân edildi. Bu gün bu yerlerde arazisi olan 19 hane yerleşmiş ve Akdere Köyünün Yeni Mahallesi olmuştur.

Halen AKDERE köyünde yaklaşık 85 hane olup bunlardan 61 hanesi HOCİBATA geriye kalan ise Kanteva (Akpınar) mahallesinde iskân etmektedir.

Köy halkının tümü LAZ olup çevre halkı gibi ana dili LAZCADIR ve 50–60 sene öncesine kadar çoğunlukla Lazca konuşurdu. Bugün genelde TÜRKÇE konuşuluyor ve Lazcayı yaşlıların dışında konuşan yok gibidir. Eğitim ve ekonomik düzeyinin yükselmesi ile yeni kuşak Lazca bilenler de çoğunluğu Türkçeyi İstanbul şivesi ile konuşmaktadır.



Köyümüz ve Bölge birinci Dünya Harbi nedeniyle MART 1916 da Rus işgalinde Muhacir (Göçmen) olarak bölge halkı ile birlikte zorunlu olarak köyden GÖÇ etmişlerdir.

Gruplar halinde yaya olarak Trabzon, Vakfıkebir ve daha güvenli öte yerlere kadar gitmişler. Hatta o savaş korkusu ve meşgalede yakınlarını ve gruplarını kaybeden çocuk yaştakiler başka göçmen gruplara karışarak Çoruma kadar gidenler olmuştur.

Rus işkâl küvetlerin bölge halkının geri dönüşüne ve iskânına müsaade etmesiyle köye geri dönülerek HOCİBAT ve KANTEVA’DA halk yeniden iskân etmiştir. Köye geri dönüşlerinde Zeni avladaki Eski Ağa Konağı (Şimdi Osman SALİHOĞLU’nun oturduğu ev yeri) ile Kanteva’daki Kazancılara ait bir ev yakılmış olduğu görülmüştür. Zenideki Evin Ağırında At Dışkısı görülmüş ve Askeri birlikçe kullanıldığı sanılarak veya Köyün işgal edildiğini belirleme işareti olarak yaktıkları tahmin edilmektedir.

Bu zorunlu göç nedeniyle Bölgeden çok uzaklaşmış olanlar, o zamanda iletişimin yok denecek düzeyde olması nedeniyle haberdar olamayanlar zamanla haberdar olup bölgeye ve köye dönebilmişlerdir. Bunlardan rahmetli babam ( Ahmet Nuri SALİHOĞLU ) ve halalarım (Merhum Hatice ve Hanife) 2–3 sene Çorum ve Ankara Ayaş’da kaldıktan sonra geri dönmüşlerdir.

Bu grupla Çorum’a kadar giden Ferhat ÇAKICI (INANIR) orada kalmış ve geri dönememiştir. INANIR soy ismini de yeni kanun gereği Mahkeme Hâkimi tarafından verilmiştir. Halen çocukları Çorumda yaşamaktadır.

 2 - HOCİBAT’IN  (AKDERE) YERLEŞİM YERİ VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:

      HOCİBAT şimdiki Köy merkezi iki vadi arasında Güneyinde Tunca’dan (Dutha) gelen Fırtına (Abbca) ile Kuzeyindeki Buna’dan (Yeşiltepe) gelen Karmatte (Değirmenli dere) ruba derelerinin kesiştiği Ebaçayiden 300m yukarısında kısmen düz olan sırtta bulunmaktadır. Köy Ardeşen merkezinden (sahilden) 10 km. içeride ve tahminen 250 m rakımdadır.

      KANTEVA (Akpınar) mahallesi de Hocibatın Kuzey-Doğusunda bulunmaktadır.

      Hocibat arazileri köy merkezinden % 80’ni Kuzey Batı istikametinde bulunmaktadır. Arazilerin büyük çoğunluğu sarp, engebeli, dik ve tarıma elverişsizdir.

      Köyümüzün Doğusunda Kurtuluş (Zurha) ve Pirinçlik (Sıfat), Batısında Doğanay (Şangul), Güneyinde eski köyümüz Selikaya (Ağvan), Kuzeyinde Doğanay (Şangul) köyünde yaşayan bazı akrabaların iskânı ile yeni kurulan Yeşiltepe ( Buna ) sınırları içinde bulunmaktadır.

      Köyümüz bölge iklimine bağlı olarak dört mevsimi yağışlı ve ılıman geçtiğinden zengin bitki örtüsüne sahiptir. Halkın meyve olarak yetiştirdiği Armut, Elma, Kiraz, Erik, İncir, Ceviz, Fındık, Karayemiş, Narenciye ve diğer meyve ağaçları mevcuttur. Çayın dışında tabii olarak yetişen Kızılağaç, Kestane, Yağlı Çam, Ihlamur, Pelit, Gürgen ve Mor-Pembe Çiçekli Kumar ağaçları (Orman Gülü) ve diğer çeşitli bitki örtüsü ile kaplı ormanları olup, yeşilin her tonu mevcuttur. Her hanenin şahsı ormanı mevcut olup bitki örtüsü ile kaplı olmayan çıplak yer yoktur.

      3- ESKİ ÇALIŞMA HAYATI VE TARIM:

      Köy halkı eskiden beri ve hatırladığım 50–60 sene öncesine kadar da fakır denecek düzeyde idi. Arazilerin dik, engebeli ve tarıma elverişsiz oluşu ile bölge iklim koşullarının yağışlı ve güneşiz oluşu tarımdan istenilen verim elde edilememiştir. Et ve süt ihtiyaçlarını karşılamak ve geçimini sağlamak için çoğunluğu büyük baş (inek) hayvan besleyerek zaruri süt ve et ihtiyaçlarını karşılarlardı.

      Köy ve bölge halkı ekim alanlarına genellikle MISIR ekerdi. Mısır tarlalarının içine ve çevresine Fasulye, Lahana, Kabak çeşitleri ile kısmen de Patlıcan ve Patates ekilirdi. Bu sebzeler iç içe ekilmesinin en büyük nedeni arazının az ve yetersiz oluşu ile tarım bilgisi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Halende bu alışkanlığa devam edilmektedir. Ekim alanlarının dışında kalan bahçe kenarlarına çeşitli Armut, Elma (Demir Elma), Erik, İncir ve Karayemiş gibi meyveler halen mevcuttur. Bahçelerin ekili alan çevresi ve dışında kalan tarıma uygun olmayan yerlere de Fındık, Ceviz, Kiraz ve siyah kokulu asma ÜZÜM yetiştirilir.

      Bu bitki ve meyveler fındığın dışındakiler ticari amaç taşımayıp herkes kendi ihtiyacını karşılamak için yapardı ve bu günde yapılıyor

      Köyümüzde ve Bölgede mısır ekmeğinden başka ekmek yapılmazdı. Nakliye ve ekonomik yetersizliği nedeniyle kimse buğday ve unu ekmek için almazdı. Takı 1954 yılında Rize vilayetine buğday için sağlanan süspansiyon ve her KÖYE buğday dağıtım Ofisleri kuruluncaya kadar.

      Eski köyümüz Seslikayada şimdi hastane bulunan yerde Buğday Dağıtım Ofisi Rahmetli Yeğenoğlu Mustafa dayının gayreti ve başkanlığında kuruldu. Bu ofis ilk zamanlar nüfus başına 5 kğ 20 Krş.’ten buğday vermeye başladı. Kadın ve kızlarımız Sırtları ile halen mevcut fırtına deresindeki Taş Köprüyü geçip o patika yolu takıp edilerek Ebaçayı yolu ile (Fırtına ile Değirmenli derenin birleştiği yer) evlerine buğday getirirlerdi. Ve biz o zamandan sonra buğday ekmeğini günde bir defa İkindi’ye yakın elimize alıp yedik.  Buğday ve Mısır Karmatte (Değirmenli Derede)  Rubada bulunan 5–6 adet değirmenlerde öğütülürdü.

      Köyümüz ve Bölge Halkı sabah kavatlısı nedir bilmezdi. Günde iki (2) defa Kuşluk (Öğleyine Yakın) ve Akşamda yemek yenirdi. Köyün tarıma elverişli arazileri (Tarla) yukarıda bahsedildiği gibi az, yetersiz ve verimsiz oluşu ile ihtiyacı karşılamaması zamanla köy erkeklerini başka işlere ve yerlere yönelmeye sevk etmiştir.

      Bu nedenle erkekler Mart ayında gurbete çıkar Ekim ayında köye dönerlerdi. Bu dönemde köyde ihtiyar ve çocuktan başka erkek yok denecek kadar azdı.

      Erkeklerin büyük çoğunluğu sanat sahibi usta olduklarından köyden yardım edebilecek gençleri yanına alarak gurbette çalışmaya giderlerdi. Genellikle İnşaat ustası, Marangoz, Hızarcı ve Tütüncü olarak il dışında çalışanlardı.

      Tütün dengi yapmak ve kaliteyi ayırarak dizilmesi için genellikle Artvin’in Murgul semtine ve Samsunun Bafra ilçelerine gidilirdi. Bu 6-7 aylık çalışma zamanında maddi imkânlarını karşılayacak düzeyde para kazanamayıp genelde karın tokluğuna çalışmış olurlardı. Köye döndüklerinde akşamları bir araya gelerek gurbetteki yaşantılarını anlattıkları halen hafızamda yaşamaktayım.

      Köyümüze tütün ekimi müsaadesi alınınca has humuslu avlu bahçelere PURO diğer bahçelere de BİÇAK adı verilen tütün ekimi ticari amaç için yapıldı. Tütün yapraklarını toplayıp kurutulması çok büyük emek ve zahmet isteyen bir işti. Kurutulan tütün yaprakları kış mevsiminde kalitesine göre ayrılarak deste yapılır. Bu desteler daha sonra denk denen 30 kğ’lık bir bağ koli yapılarak Pazardaki (Kaza’ya) alım yerine teslim edebilmek için sabah namazında erkekler eşliğinde yola çıkılır kadın ve genç kızlarımız yaya olarak sırtlarında taşıyarak götürürlerdi ve yatsı namazına yakın köye gelinirdi. Takı ÇAY bahçelerinin geliştiği 1954 yılına kadar tütün ekimi kısmen sürdü.

      Köy erkekleri çalışkan ve becerikli oluşu geçim (Ekonomik) koşullarını aşmak ve İl dışına çıkmadan hayatı idame ettirmek için, İnşaat ustalığı, Terzi, Kudurancı ve Demir tefsiye işlerine ilgi gösterdiler. Bu da günün ekonomik şarlarını karşılayacak düzeyde olamadığından daha sonra 1956–57 yılı sonralarında ulaşımın gelişmesiyle birçok genç başka iş alanlarında çalışmak için İstanbul gibi büyük şehirlere çalışmaya gitmişlerdir.

      4- ESKİ SOSYAL GELENEKLERİMİZ:

      Köyde Kurban bayramlarında kesebilecek durumdaki genelde 5–7 ortakla kesilen 2–3 kurban kesilir ve her eve dağıtılırdı.

      Ramazanda ramazanlık için alınan buğday unu ve şeker (genelde 71,5 kğ’lık un çuvalı ile 50 kğ’lık kesme şekeri iki hane ortak) alınır ve bu ayda börek ve tatlı yenebilirdi.

      Köyümüzün iyi bir geleneği vardı. Kurban ve Ramazan bayramlarının ilk günleri her evden Camiye yemek gelirdi. Bayram namazı kılındıktan sonra genelde tatlı ağırlıklı börek ve baklava türü yemekler tepsi ve sofralarla getirilirdi.

      Bu nedenle Bayramlarda komşu köylerden Camiye namazı kılmak, bu ahenk ve sohbete katılarak bayramlaşmak için özellikle fazla sayılacak derecede insan gelirdi.

      Gelen tatlı ve yemekleri eski caminin altındaki müsait yerde toplanır ve insan sayısına göre hatırladıklarım Rahmetli Salih AKYEL, Mustafa KARACA, Dursun Ali KARACA ile Mehmet ÇAKICI her sofraya eşit olarak taksim edilerek kuşlukta (öğleyine yakın) açık panayır şeklinde cami avlusunda kurulan sofralarda çoluk çocuk yerdi. Bu gelenek bu gün ekonomik gücün iyileşmesi ve herkes kendi misafirini ağırlayacak düzeye çıkması ile kalkmıştır. Bu geleneğin kalkması ile bu gün komşu köylerden Bayramda Camiye namaza gelen insanlarda yok denecek derecede azalmıştır.

      Köyümüzün bir geleneği de DÜĞÜNLERDİ. Eskiden düğünleri genelde Kış aylarında yapılırdı. Ekinlerin kalkmasını ve gurbettekilerin gelmesi beklenirdi. Kızını ve Oğlunu evlendirecek herkes köydeki evinde 3–4 gün önceden komşulardan yeteri kadar kap-kaçak toplanarak düğün evine getirilirdi. Yemekten anlayan bir aşçı gözetiminde imece yardımlaşma usulü (Kolu-Komşu) ile Börek (Laz Böreği) ve Tatlı ağırlıklı yemekler yapılırdı. Köy halkı zaten fahri davetli olduğunda çoluk çocuk düğün evinde olurdu.

      Bu yemeklerin yenilmesinde ve Gelini evden çıkarma ile Erkek evine alınışında eniştenin kapıya çağrılarak gelişi ile bu düğün davetlileri (Kız tarafı misafirleri) bu geceyi ağırlaması ile güvenliğini sağlanması için kız tarafı önderinden bir tanca ile cep saati verilerek gelenek ve göreneklerimizin düğüne ayrı bir neşe ve ahenk katmaktaydı.

      Ayrıca düğünün ertesi günü ENİŞTE DÖNÜŞÜ  (Kuşhetavaşı) denen enişte ve gelinle birlikte yakın akraba ve arkadaşları ile gelinin evine gidilir ve genelde imkânı olanlar KOÇ götürürdü. Gelin evinde de özel olarak tavuklu yemek hazırlanırdı. Günün koşullarına göre sohbet ve şakalar yapılarak bu geleneğe ayrı bir renk katardı.

      Bu gelenek Çalışma, Doğal ve Ekonomik koşulların değişmesi ve yeni kuşağın de tercihi ile şimdiki düğünlerin Kazadaki düğün salonlarında yapılması ile kalkmış durumdadır. Bu gün sadece köyde Kına geceleri yapılabilmekte ve eski geleneği yansıtamamaktadır.

      Ramazan ve Kurban bayramlarında köy halkı ve çoluk çocuk birlikte eğlenmek için Cilezenide Dolap kurulur veya Salıncak asılırdı. Dolap kurmaya zaman ve imkân olmadığı bayramlarda mutlaka salıncak asılırdı. Bu salıncağın ipini Rahmetli Sadık KARACA’nin Peteklerini Gürgen ağaçlarına çıkarıp kurmasında ve bal sağmak için inip çıkmakta kullandığı 2-3 cm çapında ve 90-100 m uzunluğundaki ipi (Halat)  bize esirgemez verirdi. Ve bu ipi uygun ağaç veya dikilen direklere bağlanarak uzun mesafeli sallanma imkânı ile gün boyu eğlenilirdi.

      5- ESKİ KÖY EVLERİ:

      Köyümüz ve Bölge Halkının eski evleri (Trabzon’dan Artvin’e kadar) birbirinin tıpatıp ayni idi. Sanki birbirinin kopyası gibi. Yapılar ise Temelde sert taşlarla yapılan duvar, üstü ise bölgede yetişen ve dayanıklı bir ağaç olan Kestane Ağacı ve tahtalardan yapılırdı. Çatı örtüsü ise genelde Gürgen ve Kestane ağacından yapılan Hartuma (2-3x20x40cm ebadı) denen yarma tahta parçaları ve kıs mende kendi imkânları ile yaptıkları Kiremit ile örterlerdi. Bu kiremitlerin yakılması (Pişirilmesi) için kullanılan Kuyu halen Zeni Avlada mevcuttur.

      Evin ana girişinde bulunan Mutfak ve Günlük oturma yeri tamamen topraktı. Evin en büyük ve kullanılan yeriydi. Bu oturma yeri ve mutfağın kuzeye bakan kısma 2 m yakınına OCAK denen ve açık ateşin (Çoban ateşi)  yakıldığı bir yer mevcuttu. Bu ocağın ortasına gelecek şekilde evin çatı altında bulunan (Onçğone) yerden demirden yapılmış zincire benzer Klemuri asılırdı. Bu zincirde takılı aşağı yukarı ayarlanan bir tesisat kanca mevcut olup yemekleri pişirip hazırlanmasında kullanılan kollu kazanlar asılırdı. Bu ocağın yanında 80–100 cm. ebadında düz bir taş bulunurdu. Bu düz taşa hazırlanan yemek ve Ekmek pişirilen GRESTA konurdu.

      Evin ana girişi güneye bakan yerden olurdu ve avlu denen kimsen örtülü bir saha mevcuttu. Bu avludan ağıra inmek için taştan binaya bitişik bir merdiven  (Kardulumi) bulunurdu. Günlük oturma yeri mutfağın aydınlığı için büyük ana giriş kapısı mevcuttu ve ışık sadece buradan alırdı. Pencere ve cam denen bir şey yoktu. Bu ana kapısının bulunduğu yerde ayrıca kedi ve köpek girişini engellemek ve kışında esintili tipiden soğuktan korunmak için ana girişin yarısını örtecek şekildeki PERDE denen ikinci bir kapı bulunurdu. Bu perde gündüzleri kullanılırdı. Gece ana kapı kapatılır ve gazla yanan fitilli lamba veya çoğunlukla daha az gaz yakan tasarruflu saçtan yapılmış İDARE ile aydınlatılırdı.

      Ekmekler ise özel yumuşak taş dan yapılmış tekne biçimindeki Pleki (GRESTA) denen yerde pişirilirdi. Bu Plekileri Çayeli (Mapavvre) çevresinde yapılır ve alınırdı. Mısır unu hamurunu yoğurmadan önce çoban ateşin üstüne bu gerstayı ters çevirerek koyar ve kızıncaya kadar ısıtılırdı. Hamur bu ısıtma esnasında hazırlanır ve gresrtayı ateşten alınarak ocak denen düz taşın üstüne konur ve bir bezle içi silindikten sonra hamur içine boşaltılarak düzeltildikten sonra üstüne 1-1,5 mm kalınlığındaki demir saç örtülerek bu sacın üzerine de kalan ateş çözü ve sıcak kül ile örtülerek mısır ekmeğinin pişmesi sağlanırdı.

      Köyümüzde şimdi kullandığımız Kuzine (Demir Sobalar) 1960 yılı ve sonlarına doğru evlerimize girerek bu günde çok kullanışlı olan modern yaşantımızın bir parçası oldu.




      4- EĞİTİM VE OKUL:

      Cumhuriyetle birlikte o zaman nahiye olan ARDEŞENDE ilkokul yapıldı. Başka yerde İlkokul bulunmadığından çevre halkı okumak için Ardeşendeki merkez ilkokuluna erkek çocuklar gönderildi ve o zamanki çok zor koşullarda yarı aç yarı tok okula devam edebilenler okuma yazma imkânına kavuştu.

      Daha sonra AĞVAN’ DA (Seslikayada) şimdi mevcut olan yerde ilkokul açıldı ve yine Hocibat ve Kanteva dan erkek çocuklar yaya olarak okula devam edebilmek için büyük çaba sarf ederek okula gitme imkânı bulmuştur.

      Seslikayadaki okula karda kışda 5 km’lik patika yolunu yaya olarak ilkokul çağındaki bir çocuğun gidip gelmesi zor olduğu bu koşullarda yeterli eğitim alınamadığı gerekçesi ile Hocibat-Kanteva mahallesinin ileri gelenleri ve o zaman köy azası olan Hamit SALİHOĞLU’NUN ısrarlı takibi ile 1954–1955 eğitim yılında öğretmen atandı. İlk olarak rahmetli Mehmet SALİHOĞLU’NUN Hocibattaki yıkılan evin misafir odasında tek derslik bir sınıf yapılarak eğitime başlandı. İkinci sene Sadık KARACA’NIN doğuya bakan (Şimdiki Muhittin KARACA’NIN) evinde yapıldı. Daha sonra Kantevadaki rahmetli Faik İNCELERİN abbaci mevkisindeki evinde eğitimlere devam edildi. Bu ilkokulun açılmasıyla kız çocuklarına da okuma imkânı sağlanmıştır. Bu günkü yeni kuşağın okuyup iş ve güç sahibi olma yolunu açmıştır.

      Bu okula ilk olarak atanan Ardanuçlu Değerli Öğretmenim Ahmet AKTAŞ’ın çok büyük gayret ve emekleri olmuştur. Her iki mahalle halkı onu kendinden biri sayarak bağrına basmış oda kendini köy halkına adamıştır. Beni ve birçoklarının bugüne gelmemizdeki payı çok büyüktür. Sağsa daha üzün ömürler diler; rahmetliyse mekânın cennet olsun Allahtan gani gani rahmet diler ruhun şad olsun HOCAM.

      Söz okuldan açılmışken Meleköyideki şimdi harabe olan okulun yapılışını bahsetmeden geçemeyeceğim. Köye okul yapılması için devletten 60 bin TL. Ödenek verilmiştir. Hocibat ve Kanteva halkı okul yerini belirlemede arsada anlaşamadığından ödenek başka köye verilmiş ve Hocibat halkı kendi imkânları ile Kadın ve Kızlar Ebaçayiden (Abcadan) kum ve çakıl çekerek, erkekler de ağaç (kereste) taşıyarak ve ustalık yaparak en kısa sürede maddi ve manevi köy halkının gayretleri ile yapılmıştır.

       Kanteva’ya da bu tarihten sonra ayrı bir öğretmen atanarak kendi imkânları ile yaptıkları eski mescit olan nopattenideki binayı tadilat yapılarak eğitimlerini sürdürmüşlerdir.

      Bu gün Köyümüzün eğitim düzeyi genç kuşakta %100 seviyesinde olmasında büyük katkı sağlamıştır.

      Hocibat ve Kanteva ( Akdere ) köyü ELEKTRİĞE 1974 yılında Köy halkının kendi çapa ve özverileri ile tüm maddi ve manevi giderleri karşılayarak kendi olanakları ile birçok köyden önce kavuşmuştur.

      5 – BU GÜNKÜ ÇALIŞMA HAYATI:

      Köy halkı eskiden ekonomik yönden fakır denecek düzeyde olduğu yukarıdaki eski çalışma hayatında geniş olarak anlatıldı.

      Köyümüzün arazileri yukarıda bahsedildiği gibi; vadi içinde dik, engebeli ve tarıma elverişsiz bir yapıya sahip yetersiz oluşu ile Güneşi az ve bol yağılı olduğundan emeğin karşılığını verecek Çaydan başka bir ürün bulunmamaktadır. Bu nedenle Mısır tarlaları Çay bahçesine dönüşmüştür.

   Köyümüz ve Bölge Halkı 1954 yılında Çay ekiminin başlayıp genişlemesiyle sanayi aile ziraatı olarak çay tarımı önem kazandı. Bu nedenle zamanla tarım arazilerine çay bahçeleri yapıldı. Buda Çay Kura ait bölgedeki tahminen 50 fabrikada çay işleme kapasitesi yeterli olmadığından zaman zaman bilhassa Mayıs ve Temmuz ayındaki çay sürümü alımlarında kota (Kontenjan) uygulaması yapması nedeniyle üretici çay alım ambarlarına çaylarını tesliminde çok zorluklar ve sıkıntı yaşamaktadır.

      İlk zamanlar çay ve fiyatlar makul düzeyde olduğundan çaya gerekli ilgi rağbet fazla olmuştur. Bu nedenle çay bahçeleri artarak ihtiyacın üstüne çıkmıştır. Çay Bahçeleri artması ile 1983 yılından itibaren Çay Kur (Devlet ) çay ekim ruhsatı vermeyerek sınırlama getirmiştir.

      Çay bahçelerinin artması ile Özel sektör Çay Atölye ve Fabrikalarını da beraberinde getirmiştir. Bu gün Çay bölgesinde irili ufaklı tahminen 100’ün üzerinde Özel sektör Çay işleme atölye ve fabrikası bulunmaktadır.

      Bu gün Köyümüzde tarım alanındaki bahçelerin % 95 Çay bahçesi oluşturmaktadır. Bir çay bahçesinden en az 4 yıl sonra sürüm alınmaktadır. Bölge halkı ve köyümüzde Çaydan başka daha verimli randımanlı bir ürün yetiştirilemediğinden zorunlu olarak çay ekimini sürdürmüştür. Bu da ürün fazlalığına neden olmuştur. Zamanı gelmiş Çay filizlerini yapraklaşmadan (filiz halinde) tam zamanında toplanmak zorunda, bu nedenle halk Çaykur’a veremediği çayını zorunlu olarak özel sektöre vermek mecburiyetinde kalmaktadır.

      Çaykur aldığı yaş çay bedelini 1–2 ay sonra ödemektedir. Fakat özel sektör fabrikaları ekonomik güçlerine göre birçoğu en erken bir yıl sonra ödeyebilmektedir. Bu üreticiyi ekonomik alanda zor duruma sokmakta ve mağdur etmektedir.

      Rize bölgesinde ve Köyümüzde 2000 yılından sonra ticari ürün olarak KİVİ ekimi yapılmakta ve geliştirmektedir. Halen para kazanır bir duruma gelmemiş olup yapanlar hobi ve kendi ihtiyacını karşılamanın ötesine birçoğu geçememiştir. Köyde Çay tarımı ve diğer işler aile ziraatı olarak yapılmaktadır. Çayın ekonomik katkısı ailenin zaruri ihtiyaçlarını karşılamanın ötesine gittiği söylenemez. Çay bahçesi fazla olanlar çoğunlukta olmamakla birlikte ekonomilerine belli ölçüde katkı yapmaktadır. Diğer ürün ve meyveler ihtiyacı karşılamanın ötesine geçememiştir. Bu nedenle ekonomik geliri de yoktur.

      Köy ve Bölgedeki çalışma hayatı ekonomik koşulların ve ihtiyaçların artması ile diğer başka gelir yolları aranmasına sevk etti. Bu nedenle 1966 yılından itibaren Yurt dışına ALMANYA’YA gitmek için O zamanki İş ve İşçi Bulma Kurumuna kaydolmuşlardır.

      Bu nedenle 1968 yılları ve sonrasında Almanya ya ve diğer ülkelere gidenler köyün ekonomik gelirin artmasında büyük katkıları olmuştur.

      Bunun ilk örneği köydeki 150 senelik ahşap CAMİ yıkılarak aynı yere Mahalledeki Almanya da çalışanlardan sağlanan para ile köy halkının de manevi katkı ve destekleri ile bugünkü yeni modern CAMİ yapılmıştır. Caminin iç halısını ise Kantevadan Bursa’ya göç eden eski Cami hocası merhum Şakır Hocanın oğlu Nazım İNCELER tarafından döşenmiştir

      Köyde Sosyal Kuruma tabı olarak çalışanlar ile Almanya’ya ilk gidenler emekli olmuş ve halen ikinci kuşak çocukları Almanya’da çalışmaktadır. Bu gün Kamu ve Özel sektörde Sosyal Kuruma tabi olarak çalışanlar mevcut olup, bu nedenle köyün ekonomisinin iyileşmesine büyük katkı sağlamış ve sağlamaktadır. Köyümüzde bu gün her hanede sabit telefon ve birçoğunda da cep telefonu mevcuttur.

      6 – KÖYÜN ULAŞIMI:

      Köyümüz HOCİBAT-KANTEVA 1989 yılına kadar Seslikaya (Ağvana) bağlı bir mahalle olarak kalmıştır. Bu nedenle ulaşım sorunumuz yok denecek derece idi. Öncelik Köy merkezlerine tanındığından mahalleye Devlet tarafından AKDERE KÖYÜ oluncaya kadar istenen yeterli destek ve yardım alınamamıştır. Köye ulaşım Kurtuluş (Zurha) köyü içinden geçen ve o zamanın koşullar ile Kazma-Kürekle yapılan dar bir yoldan sağlanmakta idi. Yol için verilen (Her yıl en az 3-4 defa) dilekçeler köy Seslikaya olduğundan bütün çabalar ona yaramıştır.

      Köy koşullarından istifade etmek ve kendi köyümüze gereken hizmeti yapabilmek için; Hocibat ve Kantevayı AKDERE köyü adı altında birleştirilerek 27.03.1989 tarihinde köy statüsüne kavuşmuştur.

      Köyümüzün ilk Muhtarı Mevlüt SALİHOĞLU  (Merhum Mehmet oğlu) olmuştur. İlk olarak köyün çok acil ihtiyacı olan YOL işine kendini adamış ve Kurtuluş (Zurhanın) altından Seslikaya’ya giden CARİKALA mevkiinden kol alınarak Akpınar mahallesi ve Buna (Yeşiltepe) köyünün de istifade edeceği şekilde etüt yapılarak programa alınıp çalışmalara 1991 yılında başlanmıştır.

      Bu 3 km’lik yol güzergâhı kayalık, dik ve sarp oluşu çalışmaları olumsuz etkilemiş ve her türlü olanak ve imkânlar kullanılarak geçit verilmiştir. Bu yol yapımında Köy halkının maddi ve manevi katkıları ile fedakârlıkları çok fazladır. Yol çalışmaları yaklaşık 4-5 yıl sürdü. Bu 4 yıl içinde yolda çalışan 8–10 kişilik YSE (Şimdiki Özel İdare) personeline köy halkı sıra ile yemek vermişlerdir.

      Makinelerin çalışmalarını kolaylaştırmak ve yardımcı olmak için köy erkekleri bedenen çalışarak yardımcı olmuşlardır. Yol kısmende olsa 1999 yılında trafiğe açılmıştır.

      Yolun bakımı yapılarak beton olarak asfaltlanması işi 2001 yılı nisan ayında başlanmış ve halen devam etmektedir. Şu anda 2 km’lik betonlanacak yolu kalmıştır. Şimdi bu yolla Ardeşen’ne 15 dakika da ve taksilerin de çalışabildiği rahat ulaşma imkânına kavuşmuştur.

      AKDERE köyü (HOCİBAT) Merkez mahallesinin içinden geçen mahalle içi yolu parke döşenmiştir. Bu mahalleyi çamurdan kurtararak köye ayrı bir güzellik katmıştır.

      Yukarıda söz edildiği gibi köy toprakları büyük çoğunluğu sarp, dik ve engebeli araziye sahip olduğundan ulaşımı zordur. Bahçe ve Tarlalara ulaşım patika (Keçi)  yaya yolu ile yapılmakta idi bu nedenle toplanan ürünlerin taşınması zorunlu olarak insan gücüne dayalı olarak yapılmakta idi. Tüm işlerin insan gücüne dayalı olarak sırtları ile taşındığından insan sağlığı için de büyük sorun oluşturuyordu.

      Bu zorluklardan kurtulmak ve daha çok toplanan çayların taşınması için vatandaş Varagele (Asansör) denilen sistem geliştirerek tarlanın uygun yerinden araba yolu mevcut olan yere kadar çelik halat gererek motorla yüklerini taşıma olanağı yarattılar. Buradan da üç tekerlekli el arabaları ile eve ve çay ambarlarına taşıma imkânı sağlamışlardır. Bu şekilde bir nebze de olsa sırtları ile yük taşımamaya çare buldular.

      Köy yolunun bitmesi aşamasında tarla ve bahçelere araba yolu yapımına ağırlık verildi ve şimdi tam olmasa da bahçelerin yakınlarına araba yolu gitmektedir. Bu nedenle Varagelelerin kısmen sökülmesine başlandı. Şimdi imkânı olanlar çift kabinli araç ve kamyonetlerle taşıma işlerini yapmaktalar.

      Köyümüzden kaza’ya ve diğer yerlere ulaşımını sağlamak için yeterli ticari ve özel araç ile dolmuş minibüsler bulunmaktadır. Köyümüz içinden geçen yol Dağanay köyüne gitmekte ve ulaşımı bu yoldan yapmaktadır. Bu nedenle köye ulaşımda bu köy araçlarından da yararlanılmaktadır.

       İlk Öğretimin 8 yıla çıkması ile Köyümüzdeki mevcut İlkokul kapanmıştır.  İlköğretim ve orta öğretim okulları Ardeşen merkezde olduğundan, köy hakli çocuklarını okutmak ve kışın köyde yapılacak fazla da bir iş olmadığından Ekim ayından sonra halkının % 90 ni Ardeşene inmekte ve % 95 kendi evlerinde ikamet etmektedir. Bu nedenle kışın köy boşalmakta ve yazdaki canlılığını kaybetmektedir.

      Ardeşen merkeze inenler köyle irtibatını kesmemektedirler. Okulların tatil olduğu yaz ayları ve özellikle Bayramları köyde geçirerek gelenekleri yaşatmaya özen gösterip köyün canlı ve ahenkli geçmesini sağlamaktadırlar.

      Bu gün KÖYÜMÜZDE Elektrik, Su ile Modern yaşantının gereği Buzdolabı, Çamaşır makinesi Televizyon ve telefon mevcut olup;

      Eğitimi, yaşantısı ve Ekonomik geliri yönünden iyi denecek düzeydedir.

      Bu vesile ile Yolların, Okulun, Caminin yapılması ve Elektriğin getirilmesinde maddi ve manevi emeği geçen herkese ve özellikle köy halkına sonsuz teşekkür eder, sağ olanlara daha uzun ömürler diler, rahmetli olanlara mekânlarının cennet olması dileğiyle Allahtan gani gani RAHMET dileriz.


            Mevlüt SALİHOĞLU

            Mühendis Ekim - 2006

Pazartesi, Ekim 21, 2013

Pazar, Ekim 20, 2013

160 yıldır süren "Tahta Dönme Dolap" şenliği

Pazar, Ekim 20, 2013 , , , No comments

Rize’nin Ardeşen ilçesinde Kurban Bayramı’nda geleneksel ’’Tahta Dönme Dolap Şenliği" düzenlendi. İlçeye bağlı Akdere köyünde her yıl düzenlenen şenliğin bu yıl 160’ıncısı gerçekleştirildi. Şenliğe katılan çok sayıda vatandaş, tahta dönme dolaba binme heyecanı yaşadı.

 Ahşap ustası Sebahattin Karaca, dönme dolabı dört günde yaptığını belirterek, "Dönme dolabın yapımında yaklaşık 4 kilogram çivi kullandım. Bu etkinliğimiz geleneksel hale geldi. Her yıl Kurban Bayramı’nda yapıyoruz. Şenlik bayramın birinci günü başlayıp dördüncü gününe kadar devam ediyor" dedi.


 Karaca, dönme dolabın ikisi yukarıda, dördü ise aşağıda bulunan 6 kişi tarafından elle döndürüldüğünü ifade etti. Akdere köyü muhtarı Cevdet Enginar ise tahta dönme dolap ile dedelerinden kalma 160 yıllık geleneği yaşatmaya çalıştıklarını ifade ederek, "Yakın köylerden herkes buraya geliyor.

Bu tür etkinliklerin yöremize fayda getirdiğine inanıyorum" diye konuştu. Köy sakinlerinden Mehmet Akyel, Almanya’da yaşadığını dile getirerek, "Bayram tatiline geldik. Köyümüzde her yıl bu etkinlik yapılıyor. Ben de zaman zaman katılmaya çalışıyorum" dedi.




Salı, Aralık 25, 2012

Çarşamba, Ekim 31, 2012

Pazartesi, Şubat 13, 2012

Lazlar

Pazartesi, Şubat 13, 2012 No comments


LAZLAR
Lazlar[16] (Lazca: "Lazi" (tekil) "Lazepe" (çoğul); Gürcüce Lazi / ლაზი veya Çani / ჭანი ; Antik Yunanca: Λάσοι (Lazi)[17] ya da Λαζαι(Laze)[18]; Ermenice: Çen[19]) Güneybatı Kafkasya ve Kuzeydoğu Anadolu'da tarih boyunca varlığı bilinen bir etnik Güney Kafkasyalı halktır.

Lazca konuşan halk, Türkiye'nin kuzeydoğusunda, -tarihte Lazistan olarak adlandırılan- Doğu Karadeniz Bölgesinde, Artvin'in Hopa (Xopa), Arhavi (Arkabi), Borçka (Borçxa) ilçeleri ve Rize'nin Fındıklı (Viǯe), Ardeşen (Artaşeni), Pazar (Atina), Çamlıhemşin (Vijadibi) ilçelerinde; göçmen olarak İkizdere'nin Merkeze yakın 6 Köyünde ve Güneyce beldesinde 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından dolayı Batum, Hopa ve Arhavi'den göç ederek yerleştikleri Gölcük, Yalova, İzmit, Kocaeli, Sapanca, Kocaali, Karasu, Düzce, Akyazı, Hendek, Akçakoca, Samsun, Baruthane, Vezirköprü, Ladik , Kavak, Havza gibi yerlerde yaşamaktadırlar.